kriptik tonsillit tedavisi
ameliyattır.
tepecik genelevi
<bkz: izmir tepecik genelevi>
ruyada fare oldurmek
yakın zamanda hayırlı bir iş yapacağınıza delalettir.
izmir tepecik genelevi
izmir'de en çok rağbet gören genelev.
69 pozisyonu nedir
69 pozisyonu hakkında bilgisi olmayan kişi sorusu.
gerekli bilgi şurada:
<bkz: 69 pozisyonu>
adam adama
bir savunma biçimi.
<bkz: adam adama savunma>
burs basvurulari
öğrencilerin her yılın başında en çok peşinden koşturdukları konu.
forummisali.com
program, oyun, download forumu.
http://www.forummisali.com adresinden ulaşabilirsiniz.
forum misali
<bkz: forummisali.com>
forummisali
<bkz: forummisali.com>
taridyum
yakın zamanda dünyanın dengesini değiştirecek element.
ama bu elementi buraya yazmamın asıl sebebi bu değil. şimdi lütfen koltuklarınıza yaslanın ve hikayeyi okuyun:
yıl: 1940 yer: almanya
2. dünya savaşının başlamasından bu yana 1 yıl olmuş ama savaş henüz tüm dünyayı etkileyecek hale gelmemişti. ama adolf hitler'in doyumsuz egosu bu savaşın önce tüm avrupa'yı, sonra tüm dünyayı kasıp kavuracağını gösteriyordu. alman bilimadamlarının en büyük arzusu bu savaşı almanya lehine çevirebilecek silahları ve enerji kaynaklarını yaratmak veya bulmaktı.
işte tam o yıllarda asya'dan gelip avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanan ve başlamakta olan savaşı uzaktan izlemeyi yeğleyen türkiye'de kuruluşundan bu yana 5 yıl geçmiş olan maden tetkik arama (mta) anadolu'yu karış karış kazıyor, ülke ekonomisine katkıda bulunmak için vargücüyle doğada yeni şeyler bulmaya çalışıyordu. şanlıurfa ile gaziantep sınırında küçük bir kasabada araştırma yapan ekibin başındaki ahmet rıza erbay 7 şubat 1940 yılında bulduğu minerallerin aslında yeni bir çağ açmaya yetecek kadar önemli şeyler olduğunun farkında değildi. zaten ilk tetkiklerin sonunda mta bu bulguyu sınıflandırmayı ve periyodik tabloya yerleştirmeyi dahi başaramamıştı. işte bu nedenle tahlil için almanya'ya göndermek gibi vahim bir hata yaptılar.
tarih: 16 nisan 1940
yer: berlin / almanya
labaratuvara türkiye'den gelen ve o güne dek keşfedilen tüm radyoaktif elementlerden çok daha fazla yoğunluğa sahip olduğu anlaşılan bir element; inceleme yapanları şaşkına çevirmiş, nazi diktasının tüm dünyayı ele geçirmesi için çırpınan ve bunun için kaynak arayan alman bilimadamlarını sevince boğmuştu. ekibin başındaki herbert taninbaium hemen durumu orduya raporlamış, daha fazla araştırma için ödenek istemiş, element hakkında geniş bilgi almak için türkiye'ye gönderilecek bir de ekip kurulması gerektiğini bildirmişti.
tarih: 13 mayıs 1940
yer: ankara / türkiye
almanya ile iyi ilişkiler içinde bulunan ama her halükarda savaştan uzak durmakta kararlı olan asya'nın bu yeni yeni gelişmekte olan ülkesi türkiye almanya'dan gelen ekibi şaşkınlıkla karşılamış, açıkçası ne istediklerini tam olarak anlamamışlardı. almanya türkiye'nin güneydoğu anadolu bölgesinde sınırsız araştırma yapma hakkı istiyordu ve bunun karşılığında türkiye'ye çok yüksek maddi bedeller ödemeye hazırdı. konu ismet inönü'ye intikal ettirildiğinde kurt siyasetçi bunun aslında büyümekte olan savaşa iştirak anlamına geleceğini hemen anlayıp ekiple bizzat görüşmek istedi. onca yokluk içinde almanya'nın vaatleri çok çekici gelse de zaten son savaştan yıkık dökük ayrılmış bir memleketi yeniden savaşa sokmaya hiç niyeti olmayan ismet inönü sunulan tüm teklifleri geri çevirdi. alman ekibi eli boş ve biraz da kızgın bir şekilde almanya'ya döndüler.
tam o esnada hiç istenmeyen bir şey oluverdi ve hangi ülkenin casusunun buna sebep olduğu hiç bir zaman anlaşılamadı: konu ingiltere'nin ve oradan da abd'nin kulağına gidivermişti bile. birden bire savaşla uzaktan yakından alakası olmayan türkiye savaşın taraflarından gelen ekiplerle dolup taşmaya başladı. ama hiç birisi ismet inönü'yü ikna etmeyi başaramadı. sonrasında gerek ismet inönü'nün korkuları, gerekse iki tarafın da bu elementi karşı tarafa kaptırmama telaşı dolayısıyla türkiye'nin de doğudaki araştırmalarına son vermesi, bu element konusunun uzunca bir süre bir daha açılmaması konusunda tüm taraflar anlaştılar. öyle ki, mta'nın o dönemde bütün idari yapısı değiştirildi ve araştırma ekibinden kimse mta'da bırakılmadı. toplam 500 dönümlük bir araziye yayıldığı düşünülen taridyum elementinin adı bir daha anılmadı.
savaşın bitiminin ardından kimse sovyetlerin bu kadar güçleneceğini, dünyanın iki kutuplu bir hale geleceğini, son savaşta birbirinin yanında olanların savaşın hemen ardından birbirine rakip olacaklarını elbette beklemiyordu. savaş sona erdiğinde ingiltere ve abd'nin aklından hiç çıkmamış taridyum elementinin enerji kaynağı olarak gündeme gelmesi bekleniyordu ama işin içine bu kez de sovyetler girmişti ve iki taraf da bu elementi işletme hakkına sahip olmak istiyordu.
yıl: 1950
yer: türkiye
bir yandan abd-ingiltere baskısı, bir yandan da sovyetler baskısı arasında sıkışmış küçük asya'da adnan menderes hükümeti kendini abd'ye yakın hissediyor ama sovyetleri de karşısına almaya çekiniyordu. işte tam o sırada abd'den garip bir öneri geldi. sovyetlerin türkiye'ye coğrafi olarak daha yakın olduğunun ve elemente ulaşmak için kendisinden daha şanslı olduğunun farkında olan bu uzak ülke bu elementin kimselerin eline geçmemesi için içinde bulunduğu arazinin zaten son zamanlarda iyice artmış kaçakçılığın bahane edilerek tümüyle mayınlanmasını öneriyordu. üstelik mayınların da maliyetini karşılamaya hazırdı. bloklar arasında sıkışmış haldeki türkiye cumhuriyeti bu öneriye balıklama atladı ve toplam 500 dönümlük arazi tümüyle mayınlandı.
aradan yıllar geçti ve sovyetler tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alırken abd dünyanın tek süper gücü olarak varlığını sürdürdü. ortadoğu'da bir ileri karakol vazifesi gördürttüğü israil'le petrol bölgelerine yakın olurken diğer yerlere de gerek işgaller, gerekse uydurma barış güçleriyle yerleşiyordu. (somali, afganistan v.s.) ama tüm bu süper güç olmanın bir faturası vardı ve o fatura da abd'den çıkıyordu. üstelik de abd'nin enerji ihtiyacı sürekli artmaya devam ederken kullanabileceği kaynaklar azalıyordu. işte bu şartlar içinde birden bire birilerinin aklına türkiye'deki taridyum elementi geldi. bu element abd'nin enerji ihtiyacını fazlasıyla karşılamaya yetebilir, uranyum'dan çok daha yoğun radyoaktivite kapasitesi ile aynı zamanda abd ordusunun nükleer silahlar konusunda rakiplerine fark atmasını sağlayabilirdi.
2001'de kurulmasından 1 yıl sonra 3 kasım 2002'de yapılan seçimlerle iktidara gelen akp hükümeti abd ile daima iyi ilişkiler içinde olmuş, abd'nin ileri karakol vazifesini israille birlikte paylaşmaya başlamıştı. ama her şey gibi bunun da bir bedeli vardı ve ekonomiyi yabancılara teslim etmek bu bedeli ödemek için yeterli değildi.
ekonomik krizle birlikte yeniden alternatif enerji kaynaklarının peşine düşmüş abd bu elementi her ne pahasına olursa olsun elde etmek ama işletme hakkını türkiye ile paylaşmamak istiyordu. çünkü çok fazla enerjiye ihtiyacı vardı ve artık doğuda bir denge unsuru olmaktan çıkmış durumdaki türkiye'ye pay vermeye hiç mi hiç niyeti yoktu. bunun için hemen alternatif planlar hazırlandı ve mayınların temizlenmesi konusu gündeme getirildi. ama bunu doğrudan yapması batıda bu konuyu bilen diğer devletleri işkillendirebilirdi. bu nedenle ortadoğudaki güvenilir karakol konumundaki israil'in kullanılmasına karar verildi ve türkiye çeşitli yönlendirmeler sonucu mayınlı arazilerin temizlenmesi için taridyum elementinin bulunduğu tüm arazileri israil'e 49 yıllığına kiralamak için meclisten bir yasa çıkardı.
şimdi tam olarak anlayabiliyor musunuz meclisin israil'e bu arazileri adeta peşkeş çekmek için bunca ısrarcı olmasını? şimdi tam olarak anlayabiliyor musunuz birden bire kürt sorununda adımlar atılmasını? şimdi tam olarak anlayabiliyor musunuz türkiye ile israil'in köşe kapmaca oynar gibi bir iyi, bir kötü ilişkilerini? şimdi tam anlayabiliyor musunuz abd'nin türkiye'ye ilgisini?
size daha vahim bir şey söyleyeyim, internette taridyum diye arama yapın, bakın bakalım hiç kaynak bulabilecek misiniz? her elementle ilgili bir sürü kaynak bulunabilirken taridyumla ilgili tek bir kaynak bilgi dahi bulamazsınız. sizce bunun sebebi ne olabilir?
lütfen, bu yazıyı tanıdığınız herkese gönderin. bu peşkeşe son verelim. bu peşkeş türkiye'nin ihtiyacından da fazla enerji kaynağı sunabilecek taridyum elementinin sonsuza dek elimizden çıkması anlamına geliyor. akp'nin ülkeyi satması karşısında sessiz kalabilirsiniz ama bu sadece ülkemizin satılması değil, aynı zamanda geleceğimizin de satılmasın anlamına geliyor.
çok geç olmadan, bu talanı durdurun!
abdul kader keita
bu sene çok can yakacak.
ad soylu sozcukler
1)ad (isim)
2)sıfat (önad)
3)zamir (adıl)
4)zarf (belirteç)
5)edat (ilgeç)
6)bağlaç
7)ünlem
adillar
<bkz: zamirler>
zamirler
isimlerin yerine kullanılan sözcüklerdir.bütün zamirler sıfatlardan farklı olarak isim çekim eki alabilir.
a)kişi (şahıs) zamirleri:
sadece insan isimlerinin yerini alan zamirlerdir.
*ben, sen, o;biz, siz, onlar.
*görüyorum beni okşayan gözlerindeki geceyi.
*sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
* “bana kucaklarında seni getiriyorlar;
ben de sonra o seni getiriyorum sana.”
*mavi denizlerin ötesinde bulacağım seni .
*bizim buralarda her yıldız kaydığında biri ölür.
*sizler bu ülkenin geleceğisiniz.
* ben senin en çok bana yansımanı sevdim.
*biz her gece uğultularını dinlerdik rüzgarların.
*güneş,sadece onun gözlerinde doğardı.
*onun yüreğinde sevgi çiçekleri açardı.
*o,bu davaya yüreğini koymuştu.
*zor durumda kaldığında onlar yardım ediyordu.
uyarı: “o” ve “onlar” zamirleri bir insanı anlatıyorsa kişi zamiri,insan dışındaki bir varlığı anlatıyorsa işaret zamiri olur.msn öğretmen öss kpss gazeteler sohbet hazır mesajlar ders izle belirli gün ve haftalar çanakkale savaşı şiir
*onu çöpe atan ondan başkası olamaz.
*onu bu yörede sadece onlar dokur.
not:şahıs zamirleri ile isim tamlaması kurulabilir.bu durumda şahıs zamiri sadece tamlayan olabilir.
*benim denizlerim senin gözlerindir.
*akşamı seyredeyim senin bakışlarında.
*bizim atalarımız bu topraklarda bir tarih yazdı.
uyarı:şahıs zamirleri kesinlikle iyelik eki almaz.
*dönüşlülük zamiri: “kendi” zamiridir.bu zamir,cümlede asıl şahıs zamirinin yerine kullanıldığı gibi,yerine kullanıldığı şahıs zamiriyle de yan yana olabilir.bu durumda anlatım pekiştirilmiş olur.
*bu evi ben temizledim.
*bu evi kendim temizledim.
*bu evi ben kendim temizledim.(pekiştirilmiş)
*yol aldım sevdalarda kendimi bulmak için.
*kendini bir de arkadaşının yerine koy.
*şu dünyada ne yaparsak kendimize yaparız.
*beni çağırmadınız,kalkıp ben kendim geldim.
b)işaret (gösterme) zamirleri:
isimlerin yerini işaret yoluyla alan zamirlerdir.
*bu, şu, o;bunlar, şunlar, onlar;öteki, beriki, şöyle;böyleleri, öylesi.
*o,bu yörenin en meşhur yemeğidir.
*duvardaki yazıları bu yazdı.
*bu,bir büyük şanlı mazinin hatırasıdır.
*bunlar her sabah aynı otobüse binerler.
*ötekini bilmiyorum ama beriki işin farkında değil.
*şunları kimsenin görmeyeceği bir yere koy.
not: “böylesi-böyleleri”, “şöylesi-şöyleleri” biçimindeki zamirlere “tarz anlamlı zamirler” de denir.
*böyleleriyle fazla samimi olmayacaksın.
*ömrümde böylesini görmedim.
*şöyleleri ham karpuzdur.
c)belgisiz zamirler:
isimlerin yerini belirsiz şekilde (kişi,işaret) karşılayan zamirlerdir.
*bazıları,kimileri,hiç kimse,kimse;herkes,birkaçı,biri,hepsi;tümü,başkaları,hiçbiri,birçoğu.
*bazıları futbol,bazıları basketbol oynar.
*hiçbirimiz ondan bu davranışı beklemiyorduk.
*kimseye haber vermeden evden ayrıldı.
*hiç kimse senin nazını çekmeye mecbur değil.
*bu ailede herkes kendi dünyasında yaşıyor.
*başkalarının ne dediği beni ilgilendirmez.
*biri yer,biri bakar kıyamet ondan kopar.
*meclisin aldığı karara birçoğu tepki gösterdi.
d)soru zamirleri:
isimlerin yerini soru yoluyla alan zamirlerdir.
*ne?, kim?;nereye?, kime?;hangisi?, kaçı?
*sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
*kimdir bana gülen yeşillik balkonundan?
*nereye baksam hep seni hatırlıyorum.
*şu dünyada insan kime güvenebilir ki?
*bunca zamandır ne konuştunuz?
*elindeki makası nereye koyduğunu bilmiyor.
*elindeki kitaplardan hangisini aldın?
e)ilgi zamiri (-ki):
ek halinde olup kendinden önceki bir sözcüğün yerini tutar.
*senin ki can da bizim ki patlıcan mı?
*tencerenin dibi kara senin ki benden kara.
uyarı:ilgi zamiri olan –ki’yi bağlaç olan ve sıfat yapan –ki ile karıştırılmamalıdır.
*evdeki hesap çarşıya uymaz.
*şemsiyen yoksa benimkini alabilirsin.
*ben ki o gri karmaşadan aldım yağmurlu yüzümü.
f)iyelik zamiri:
ek halinde olup üzerine geldiği varlığın hangi şahsa ait olduğunu bildirir.bunlar aynı zamanda iyelik ekleridir.
*sana gül getirdim gönlümün bahçesinden.
*ölüm siyah bir tütsü yakıyor gözlerimde.
*yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner.
*bir gül yaprağıyla örtüldü üstümüz.
*yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
*mutluluk başınızı bir dost omzuna dayamaktır.
kelime anlami
genel bilgiler
sözcük, çoğu zaman, dilin kendi başına anlamı olan en küçük parçası, diye tanımlanır. ağaç, hayal, dost gibi sözcükler buna örnektir. bazı sözcükler ise tek başına anlam taşımayıp diğer sözcüklerle bir araya geldiğinde belli bir anlam ifade eder: için, gibi, göre vs.
öss’de sözcük anlamına dayalı sorular değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar. kimileri “aşağıdakilerden hangisinde altı çizili sözcük mecaz anlamıyla kullanılmıştır?” gibi bilgiye dayalı olduğu halde, kimileri “aşağıdakilerden hangisinde “gün” sözü ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?” gibi sözcüğün cümle içindeki yorumuyla ilgilidir. hatta yoruma dayalı sorular sözcük anlamıyla ilgili soruların çoğunu oluşturur.
gerçek, mecaz ve yan (yakıştırma) anlam
gerçek anlam, bir sözcüğün temel anlamıdır; buna sözcüğün ilk akla gelen anlamı ya da sözlükteki ilk anlamı da denir. bir sözcüğün diğer anlamları gerçek anlamından yola çıkılarak oluşturulmuştur. örneğin “burun” dendiğinde aklımıza ilk gelen, insanın bir organıdır. öyleyse; “burnundaki benler onu öyle tatlı gösteriyordu ki...” cümlesindeki “burun” sözü insanın bir organı anlamında olduğundan gerçek anlamında kullanılmıştır. ancak aynı söz; “bugünlerde burnu büyüdü kimseleri gözü görmüyor.” cümlesinde insanın bir organı anlamını vermekten çok uzaktır. temelde bu, gerçek anlamdan doğmuş ancak tamamen farklı bir özellik kazanmıştır.
işte sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz.
bir de sözün, çoğu kaynağın mecaz anlama dahil ettiği ancak mecaz anlamdan biraz farklı olması yönüyle yan anlam ya da yakıştırma diye de anılan bir anlamı vardır. yukarıda verdiğimiz “burun” sözünü “ayakkabımı biraz küçük almışım; burnu ayağımı sıkıyor.” cümlesinde ele alalım. buradaki “burun” sözü gerçek anlamda değildir; çünkü “insanın bir organı” ifadesini taşımıyor. tam olarak mecaz anlama da girmez; çünkü temelde gerçek anlamla yakın bir ilgisi vardır. ayakkabının o kısmına burun denmesinin nedeni insanın burnuna konum itibariyle benzemesindendir. işte sözcüğün, gerçek anlamında karşıladığı varlığa şekil benzerliğinden dolayı başka bir varlığa verilmesine yan anlam ya da yakıştırma denir.
somut ve soyut anlam
sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar. varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. örneğin; ağaç, yeşil, kalem gözle; soğuk, ıslak dokunmayla; ses, gürültü işitmeyle; koku koklamayla; acı, ekşi tatmayla algılanabilir. işte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz bu sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir.
oysa üzüntü, sevgi, özlem, hasret, rüya gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız; bunların sadece kavram olarak var olduğunu kabul ederiz. işte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir.
bir sözcük her zaman somut olamayacağı gibi her zaman soyut da değildir. bir cümlede somut olan sözcük başka bir cümlede soyut anlam taşıyabilir. örneğin; “bu iki çizgi arasındaki açı kırk beş derece vardır.” cümlesindeki “açı” sözcüğü ölçülebilen bir değer taşıdığından somut anlamlıdır. aynı sözcük “ sen bu sorunu hangi açıdan ele aldın?” cümlesinde, ölçülebilen bir değer olmaktan çıkmış, mecaz anlam kazanarak soyut bir kavramı karşılar duruma gelmiştir.
terim anlam
herhangi bir bilim, sanat ya da meslekle ilgili özel bir kavramı karşılayan sözcüklere terim denir. yeni bulunan bir kavram, yeni bir terimle karşılanabileceği gibi, günlük hayatta kullanılan bir sözcüğe özel bir anlam verilerek de karşılanabilir. örneğin “ağız” sözü “adamın ağzında diş kalmamış, hala genç gibi davranıyor.” cümlesinde gerçek anlamında ve günlük kullanımıyladır. aynı söz “istanbul’da büyümüş; ama karadeniz ağzıyla konuşuyor.” cümlesinde dilbilgisinde bir tanım olan “yöresel konuşmalara dilde verilen karşılık” anlamına gelerek bir terim oluşturmuş. ya da “ırmağın ağzı toprakla dolmuştu.” cümlesinde olduğu gibi “ırmağın denize karıştığı yer” anlamında kullanılarak coğrafi bir terim olmuştur.
eş anlam
aynı kavramı karşılayan farklı sözcükler eş anlamlıdır. örneğin “ayakkabı” sözü ile “kundura” sözü aynı nesneyi karşıladıkları için eş anlamlı sayılır. ancak bir sözcük daima başka bir sözcükle eş anlamlı olmaz. bazen aynı sözcük farklı cümlelerde eş ya da farklı anlamlar da taşıyabilir. cümlenin gelişine göre eş anlamlılık durumu değişir. örneğin; “çocuğun kara gözleri, büyüleyiciydi.” cümlesindeki “kara” yerine “siyah” diyebiliriz. ancak “ah alnımın kara yazısı!” sözündeki “kara” yerine “siyah” getirilemez. çünkü “kara” sözü cümlelerin ikisinde de farklı anlamlar veriyor. dolayısıyla ikinci cümlede mecaz anlama geldiği için yerine “siyah” sözcüğünü getiremiyoruz.
karşıt (zıt) anlam
birbirine karşıt kavramları karşılayan sözcüklerdir. karşıt anlamlı sözcükler iki zıt noktayı belirtirler. örneğin; “güzel” sözcüğünün karşıtı “itici” olamaz çünkü iticilikte sevimsizlik anlamı da vardır. oysa “güzel” sözü sevgiyi beraberinde ifade etmez. bunun karşıtı ancak “çirkin”dir. aynı durum eylemlerde de görülür. örneğin; “sevmek” eyleminin karşıtı “sevmemek” değildir. çünkü “sevmek” iyi bir duygunun varlığını bildirir. sevmemekte ise bu duygunun bulunmadığı anlamı vardır. oysa karşıtlıkta, olan duygunun tam karşıtı olmalıdır; bu da “nefret etmek”tir. bu nedenle karşıtlıkla olumsuzluğun farkını görmek önemlidir.
deyim
en az iki sözcükten meydana gelen, sözcüklerden en az birisi mecaz anlamıyla kullanılan, cümlede eylem bildiren söz öbekleridir. deyimi oluşturan sözcükler çoğu zaman kendi anlamlarından uzaklaşmış görülürler. örneğin; “haberi duyunca etekleri zil çaldı.” cümlesinde “etekleri zil çalmak” çok sevinmek anlamına gelen bir deyimdir. ancak burada etek, zil, çalmak sözlerinin sevinmekle bir ilgisinin olmadığı açık.
bazı deyimlerde ise sözcükler gerçek anlamlarını tamamen yitirmemiş olabilir. örneğin; “yükte hafif pahada ağır ne varsa getirin.” cümlesindeki altı çizili deyimde “yük” ve “paha” sözcüklerinin gerçek anlamlı olduğu açıktır.
deyimler genellikle bir eylem bildirir. bu nedenle bir eylem gibi çekimlenebilir. bu yönüyle atasözlerinden farklılık gösterir. atasözleri daima cümle halinde bulunup yargı bildirirlerken, deyimler mastar olarak da kullanılabilir. örneğin “küplere binmek” deyimdir ve “sinirlenmek” anlamındadır. mastar halinde de anlamlıdır. ancak bu açıklamaya uymayan deyimler de vardır. örneğin, “dün az kalsın kaza yapıyordum.” cümlesinde altı çizili söz deyim olarak verilmiş. biz bu deyimi “az kalmak” şeklinde mastar olarak kullanamayız. aslında bir eylem de bildirmeyen bu tür sözler, deyimlerin genel niteliklerine pek uymaz.
atasözü
yıllar önce söylenmiş, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiş, öğüt bildiren, genel kural niteliği taşıyan söz öbekleridir. genellikle kesin bir yargı bildiren cümleler biçiminde görülür.
atasözlerinin söyleyeni belli değildir. sadece mecaz anlam veren atasözü olabileceği gibi, sadece gerçek ya da hem gerçek hem mecaz anlam taşıyanlar da vardır. örneğin; “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözü sadece mecaz; “dost ile ye iç, alışveriş etme.” sadece gerçek”; “taşıma su ile değirmen dönmez.” hem gerçek hem mecaz anlam verir.
sesteş (eşsesli) sözcükler
yazılışları aynı, anlamları arasında hiçbir ilgi bulunmayan sözcüklerdir. örneğin;
bir gül de içimiz aydınlansın.
bu gül bahçesini çok severim.
cümlelerinde altı çizili sözlerin yazılışları aynıdır. ancak birincisi eylem, diğeri çiçek ismi olan bu sözler arasında hiçbir anlam ilgisi yoktur. öyleyse bunlar sesteş sözcüklerdir.
özdeyiş (vecize)
kim tarafından söylendiği bilinen özlü sözlerdir. genellikle evrensel nitelikler gösterir.
düşünüyorum, öyleyse varım.
descartes
yansıma sözcükler
doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklerdir. bu sözcüklerde ses-anlam ilişkisi güçlüdür. bu tür sözcükler sese dayalı olduğundan çoğu dilde benzerlik gösterir.
çalılıktan çıtır çıtır sesler geliyordu.
köpek acı acı havlıyordu.
su şırıl şırıl akıyordu.
cümlelerinde altı çizili sözler yansımadır.
yansıma sözcüklere benzeyen ancak ses ilgisi bulunmadığından yansıma denmeyen sözcükler de vardır.
güneş pırıl pırıl parlıyordu.
ışıl ışıl bir güne merhaba dedik.
cümlelerinde altı çizili sözler sese dayalı olmadığından yansıma değildir.
ikileme
sözün anlamını pekiştirmek, onu zenginleştirmek ya da değişik anlam ilgileri oluşturmak için iki sözün bir araya getirilmesiyle oluşan söz öbeğidir. ikilemeler yapıca ve anlamca farklılıklar gösterir.
a. aynı sözcüğün tekrarıyla yapılabilir.
usul usul sınıfı terk etti.
koşa koşa geldi.
b. yakın anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.
yalan yanlış sözlerle ortalığı karıştırdı.
artık kimsede ar namus kalmadı.
c. karşıt anlamlı sözcüklerin tekrarıyla yapılabilir.
aşağı yukarı iki aydır kimse uğramadı buraya.
işin aslını er geç öğreneceğim.
d. biri anlamlı biri anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
eğri büğrü yollardan denize ulaştık.
içeriye ufak tefek bir adam girdi.
e. her ikisi de anlamsız sözcüklerle yapılabilir.
ıvır zıvır eşyaları tavan arasına kaldırdık.
böyle eften püften sebeplerle oyalama beni.
f. sözcüklerden biri ya da her ikisine ekler getirilerek yapılabilir.
beni baştan aşağı şöyle bir süzdü.
onunla başa baş mücadele etti.
her ikileme cümleye değişik bir anlam katar.
yüzüme acı acı gülümsedi. (kuvvetlendirme)
gideli aşağı yukarı iki gün oldu. (ihtimal)
ıvır zıvır eşyaları atın. (değersiz)
caddede sıra sıra ağaçlar vardı. (çokluk)
ad aktarması
benzetme ilgisi kurmadan bir sözün başka bir söz üzerine kullanılmasıdır. bunda, parça söylenip bütün, genel söylenip özel çağrıştırılabilir.
“biz hilale şan arayan gemicileriz.”
dizelerinde “hilal” sözü bayrak yerine kullanılmıştır.
“bu derste fikret’i okuyacağız.”
sözünde “fikret” sözü fikret’in şiirleri anlamında kullanılmıştır.
iyonyalilar
bölgede bulunan 12 bağımsız sahil kenti (kuzeyden güneye) phokai (foça), klazomenai, erythrai, teos, kolophon, lebedos, ephesos (efes), priene, myos ve miletos (milet) ile birlikte (halen yunanistan'a ait olan) khios (sakız) ve samos (sisam) ada kentleri idi. bu kentler mö 1000 dolayında yunanistan'dan gelen ve yunanlıların ion ulusuna mensup olan kolonistler tarafından kuruldular.
mö 7. ve 6. yüzyıllarda iyon kentleri (özellikle bunların en önemlileri olan ephsesos, miletos ve samos) tüm akdeniz havzası üzerinde güçlü bir ticari egemenlik kurdular; bilim, sanat ve felsefe alanında, daha sonra gelişen yunan ve roma uygarlıklarının temeli olarak kabul edilen büyük başarılara imza attılar.
iyonya mö 546 yılında pers (iran) egemenliğine girdi. 502-496 yıllarındaki iyonya isyanı'nın yenilgisinden sonra yıkıma uğrayarak önemini ve gücünü kaybetti. mö 133'ten sonra efes ve milet, roma imparatorluğunun asia eyaletinin önemli kentleri olarak yeniden kalkındılarsa da, mö 6. yüzyıldaki kültürel ve siyasi önemlerine tekrar kavuşamadılar.
eski farsça ionan adı, perslerin iyonyalılara vediği isimdi. farsça ve arapça'dan türkçeye yunan biçiminde geçen bu ad, daha sonra helen ulusunun tümü için islam kültürel dairesindeki ulusların kullandığı ad oldu.
iyonya'da siyasi yapı
siyasal yapılanmaları bağımsız şehir devleti şeklinde idi. şehir devletlerinin temsilcileri panionion adlı kutsal alanda (halen kuşadası'na bağlı güzelçamlı'da) dini ve siyasi amaçlar için dönemsel olarak toplanmakla birlikte, hiçbir zaman ortak bir siyasi yapıda bir araya gelmediler.hiç bir zaman bir araya gelmedikleri için ortak karar aldıkları bir yerde yoktur.tüm karadeniz, kuzey ege, güney italya ve sicilya sahillerinde çok sayıda koloni kurarak akdeniz havzasındaki ticari üstünlüklerini geliştirdiler. amasra, sinop, trabzon, batum, kefe, varna, enez, napoli, sirakuza, marsilya, nis gibi birçok kent ilk kez iyonyalılar tarafından kolonize edildi.
iyon şehir devletlerinin başında en eski dönemde krallar bulunuyordu. mö 7. yüzyılda halkın seçtiği kişiler, meclislerin yardımı ile şehirleri yönetmeye başladılar. 6. yüzyılda seçim yoluyla iktidarı ele geçiren güçlü yöneticiler tiranlık düzenini kurdular.
iyonya'da kültürel yapı
felsefe ve bilim
ön asya ve akdeniz ticaret yollarının kavşak noktasında bir ülke olmaları bilim ve kültür alanında ileri gitmelerinin en önemli nedenidir. bunun yanısıra merkezi otoriteye bağlı olmayan bağımsız kentler olarak örgütlenmeleri, özgür düşünce geleneğinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.
milet'li thales, batı felsefesinin ve matematiğinin kurucusu olarak anılır. thales'in öğrencisi olan anaksimandros, insanlık tarihinde (resmi kayıtlar ve kutsal kitaplar dışında) ilk kez bağımsız bir kitap yazan kişidir. milet'li hekataios eleştirel tarih anlatımının ve ampirik coğrafyanın ilk önemli eserlerini verdi; bilinen ilk dünya haritasını yayımladı. efes'li herakleitos "bir insan aynı nehirde iki kez yüzemez" deyimiyle özetlenen değişim felsefesini geliştirdi. samos'lu pythagoras üçgenin açıları arasındaki ilişkiyi hesapladı; günümüze dek batı ve doğu müziğinin temelini oluşturan ses dizilerini tanımladı. milet'li anaksagoras iyonya felsefe ekolünü atina'ya taşıyarak, eflatun ve aristoteles'in öncüsü oldu
iyonlular'da inanç
eski yunan halkı arasında yaygın olan tanrılara ilişkin çeşitli inanç ve efsaneler ilk kez mö 9. yüzyılda iyonya'lı destan şairi (muhtemelen sakız'lı veya izmir'li) homeros tarafından derlenerek sistemleştirildi. homeros'un sistemleştirdiği mitoloji, atina'nın egemenliği döneminde (mö 5. yüzyıl) tüm helen dünyasının dini referans kaynağı olarak benimsendi. yunan tanrıları insanlara benzerdi. tanrılarla insanlar arasındaki en önemli fark insanların ölümlü, tanrıların ise ölümsüz olmalarıydı.iyonyalılar birden fazla tanrıya inanıyorlardı.
akalar
<bkz: iyonyalılar>
erzurum kongresi nin onemi
• doğu anadolu müdafaa-i hukuk cemiyeti’nin girişimleriyle bölgedeki ermeni tehlikesine karşı toplanmıştır.
• milli sınırlar içinde vatan bir bütündür asla parçalamaz olduğu belirtildi.(misak-ı milli’de aynen yer aldı.)
• ilk defa hükümet kurulmasından bahsedilmiş ve ilk defa 9 kişilik temsil heyeti seçilmiştir.
• ilk defa manda ve himaye reddedilmiştir.
• milli meclisin derhal toplanması ve hükümetin meclisin denetimine girmesi kararlaştırıldı.(mebusan meclisi)
• kuva-yi milliye’yi etken ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.
• erzurum kongresi bölgesel olarak toplanmış fakat aldığı kararlar tüm yurdu ilgilendirdiği için milli bir kongredir.
asurlar
* merkez ninova’dır.
* kuzey mezopotamya’da kurulmuştur. bölge tarıma elverişli olmadığı için ticaretle uğraşmışlardır.
* anadolu’nun içlerine kadar (kayseri – kültepe) gelmişler, koloniler kurmuşlar ve burada çivi yazılı tabletler bırakmışlardır.
* anadolu’da tarihi çağları başlatan ve ilk yazıyı getiren asurlar’dır.
* ilk sömürge imparatorluğudur.
* asur kanunları çok sert ve vahşidir.
* ilk kütüphane ninova’da kurulmuştur.
